Nihan Yarkent İnce
Deri kokusunun el işçiliğiyle karışan sıcaklığını, modern şehir yaşamının ritmine uyarlayan Valmenti İstinyePark İzmir’de kapılarını açtı. Yeni mağaza sadece bir satış noktası değil, markanın kurucusu Ece Melike Tanca’nın yıllar boyunca içine işleyen tasarım arzularının, aile mirasının ve modern kadınlara duyduğu ilhamın somutlaştığı bir alan olarak öne çıktı. Ece Melike Tanca ile Valmenti’nin ruhuna, yolculuğuna ve geleceğine dair konuştuk.
İstinyePark İzmir mağazası büyük ilgi gördü. Bu şehirle buluşma sizin için ne ifade ediyor?
İzmir benim için her zaman güçlü bir karaktere sahip bir şehir oldu. Hem modern hem sakin, hem zarif hem özgür. Valmenti de aslında bu ruhun tam karşılığı. O yüzden bu buluşma sadece bir mağaza açılışı değil, doğru hikâyelerin bir araya gelmesi gibi. Açılışta insanlardan aldığımız enerji, bakışlar, dokunuşlar… Tüm bunlar bana Valmenti’nin doğru yerde doğru şekilde kök saldığını hissettirdi.
Valmenti’de zamansız şıklık hep ön planda. Bu estetiğin duygusal arka planı nedir?

Zamansızlık aslında bir duygu. Bir parçaya dokunduğunuzda size bir anı, bir hikâye, bir güven hissi veriyorsa o ürün zamansızdır. Ben çocukluğumu atölyelerde geçirdim. Bir çift ayakkabının nasıl titizlikle işlendiğini, bir çantanın neden sadece sahip olunduğunda değil, kullanıldıkça daha özel hale geldiğini orada öğrendim. Valmenti’nin tasarımlarında bu duyguyu yaşatmak istiyorum. Sadece şık olmak için değil, kendini iyi hissetmek için giyinen insanlara hitap ediyoruz.
Geniş bir koleksiyonla İzmir’e geldiniz. Bu çeşitliliğin ardındaki düşünce nedir?
Kadın ve erkeklerin hayatlarına gerçekten dokunmak istiyorum. Bazen bir ayakkabı bir günü değiştirir, bazen bir çanta bir yolculuk hatırası olur. O yüzden koleksiyonlarımız sadece ürünlerden ibaret değil, her biri bir ruh taşıyor. İzmir’e bunu taşımak istedim. İnsanların mağazaya girince “bu benim tarzım” değil, “bu benim hikâyem” demesini arzuladım.
Aile mirasından gelen ustalığı modern bir markaya dönüştürmek kolay olmasa gerek. Bu süreci nasıl yaşıyorsunuz?

Bu aslında hem bir yük hem büyük bir güç. Ailemin mirası beni hep sorumluluk sahibi yaptı. Onların emeğini modern dünyaya taşırken kendi sesimi bulmak zorundaydım. Valmenti tam da bu ikilemin çözümüdür. Geçmişin ustalığı ile bugünün özgürlüğünün bir araya geldiği bir yer. Her parçada hem çocukluğumdaki atölyelerin sesini hem de bugün sokakta yürüyen genç, çalışkan, özgüvenli kadının enerjisini görürsünüz.
Her iki ayda bir koleksiyon yenilemek hızlı ama iddialı bir strateji. Sizi bu tempoya iten duygu nedir?
Hayat hızlı akıyor. Duygular değişiyor, ilham anları kısa ama etkisi büyük oluyor. Bu ritme uyum sağlamak istiyorum. Ama hızın içinde özensizliğe asla yer yok. Bizim için her yeni koleksiyon “yeniden anlatılan bir hikâye”. Her bir parça defalarca deneniyor, dokunuluyor, hissediliyor. Çünkü Valmenti’de kalite sadece bir standart değil, bir saygı biçimi.
Dünya markalarının ürünleri de Valmenti’de yer alıyor. Bu tercih nasıl bir anlam taşıyor?


İyi tasarım her yerde değerlidir. Dünyanın saygın markalarıyla yan yana durmak, kendi çizgimizi netleştiriyor. Buna bir rekabet olarak bakmıyorum. Aksine, müşterilerimizin stil dünyasını zenginleştiren bir birliktelik olarak görüyorum. Valmenti kendi kimliğini başarıyla korurken, seçkin markalarla aynı çatı altında olması müşteriye daha büyük bir estetik deneyimi sunuyor.
Valmenti’nin geleceğini düşündüğünüzde sizi en çok heyecanlandıran şey nedir?
Beni en çok heyecanlandıran, Valmenti’nin insanlara bıraktığı his. Bir çantayı aldıklarında kendilerini daha güçlü hissetmeleri, bir ayakkabıyı giydiklerinde hayatlarına biraz cesaret eklenmesi. Biz tasarım yapıyoruz ama aslında duygular üretiyoruz. Bu nedenle Valmenti’nin geleceğini büyüme, mağaza sayısı, yeni pazarlar gibi konularla değil, insanların hayatına dokunduğu anlarla ölçüyorum. Bence Valmenti’nin yolu uzun, sakin ve kendi ritminde ilerleyecek. Ve o ritim, hep zarafetle atacak.








